Yaş 38.
Çok geç kalınmış.
Ama hiç anlamamaktan iyidir.
Oğluma bakıyorum. İkisi de düzenli. Ya da en azından kurallara uyuyorlar. Uymuyor gibi gözükseler de ev dışındaki ortamlarda anlıyorum ki bir şeyler aşılamışız. Yunus oyun oynarken, kenarı kıvrılmış halıyı düzeltiyor, öyle koşturuyor Mete'nin peşinden. Çöp muhakkak kutuya atılıyor. İşimiz bitince boya kutusu ikinci çekmeceye gidiyor. Çocukların yeteneklerinin çok erken yaşta fark edilmesi ve yetenekli, ilgili oldukları konuda yönlendirilmeleri gerektiğini düşünüyorum. Aslında herkes böyle düşünüyr da, ben bu konuda biraz daha vurgu yapmak istiyorum. Çünkü ben bu konuda başarısızlık örneğiyim. İlkokul öğretmenim bende nasıl bir ışık gördüyse beni mandolin sınıfına aldı. Devam ettirmediğime göre demek ki ilgim yokmuş. İlgi olmayınca yeteneği sorgulamıyorum bile. Bandoya girmek istemiştim. Ailem istemedi. Bando ile neyim keşfedilecekti bilmiyorum ama denemeli bence neye alaka gösteriliyorsa. Tiyatro kursuna gitmeyi çok istedi. Ailem istemedi. Belki çekingenliğimi atardım. Belki yeteneğim de vardı ilgim kadar. Bunu hiç bilemedim. Ama gitseydim belki anfide söz isteyip konuşmaya çekinmezdim. Belki duygularımı daha rahat ifade ederdim. Belki şimdi bambaşka bir noktada olurdum. Olduğum noktayı kötülemiyorum ama merak da ediyorum nerde olurdum diye. Lisede tembelleşenlerdenim. O 2 saatlik sınava hazırlanmadım. Girmiş olmak için girdiğim bölümü sevmedim. Ama dört yıl satış yaptım. Sonunda sadece teoride değil pratikte de sevmediğime karar verip bıraktım. Artık neye eğilimimin oldugu da, neye yeteneğimin oldugu da yararsız gibi gözükse de ben hala kafa yoruyorum. ben neyi en iyi yapardım, ben neyi tüm varlığımla huzur ve tatmin bularak yapardım. Benim gözlerim hangi mesleği icra ederken parlardı? Hangi işin dönüşünde yorgun ama çok mutlu dönerdim eve? Hangi işe sabah koşarak giderdim?
Ve buldum. Çalıştığım yerdeki bir arkadaşım dışardan lise bitirme sınavlarına hazırlanırken benden yardım istedi. Ben de çoktan unuttuğum bilgilerimle ona yardım etmeye çalıştım. Bence yetersizdi ama arkadaşım çok memnun kaldı. Sen anlatınca anlıyorum, dedi. Sonra düşündüm, ben bunu okadar duymuştum ki. İlkokulda, ortaokulda toplanır ders çalışırdık. Ben daha çok anlatıcı idim. Hatta bilmediğim konuyu önce dinleyip sonra diğer kişiye ben anlatırdım bir daha. Lisede arkadaşlarımı sınavlara ben hazırlardım. Üniversitede vize final öncesi okulda boş bir sınıf bulup bana özet geçtirirlerdi dersi. Ben ders çalışırken muhakkak anlatarak çalışırdım. Anneme anlatırdım evde. Sanki bir sempozyumda konuşmacıymışım gibi. Bir final öncesi annem evde olmadığı ve ben anlatmak zorunda olduğum için halam bize gelmişti. Bildiğim bir şeyi anlatmıyordum. Anlatırken öğreniyordum. Sonra hiç anlamadığım bir dersten arkadaşımı çalıştırıp onun diploma almasına yardımcı oldum. Bunda şaşılacak şey benim o dersten zerrece anlamayıp (üstelik sadece benim değil tüm okulun 100 üzerinden 0 ya da 10 alabildiği bir desrti), sınav öncesi okuldan birilerinin soruları bulup herkese dağıtması sonucu benım de geçtiğim bir ders olmasıydı. Ama ben önce sadece öğretmek zorunda olduğum için okurken anlattım, anlatırken öğrendim...
Çok uzadı.
Sonuç olarak karar verdim ki, benim yeteneğim bu yöndeydi. İlgim de bu yönde çünkü baktım ki zevk alıyorum anlatmaktan ve bunun karşımdakine geçtiğini görmekten. O halde öğretmen mi olmalıydım, hayır ! Uygun değil. Çocuklara ya da ergenlere bir şey anlatmanın zevkini geçtim, çok ama çok zor olduğunu hatta tüketici olduğunu düşüyorum. Şirkette bir eğitmen. Holding'te. Bir zamanlar Panamerican havayollarında eğitmen olan arkadaşım gibi. Dünya üzerinde o şirket acentelerine gidip eğitim vermek. Al işte bir de seyahati ekledim oldu bittiiiiii. :)
Böbürlenmek değil ha yaptığım, bana uygunu bu olurdu diyorum sadece. Bence başarılı olurdum, bence mesleğime bayılırdım, bence güzel olurdu. Bence...
Benden geçti. Umarım ben oğullarım hakkında doğru tespitler yaparım, en azından onların kendilerini keşfedebilmeleri için doğru yönlendirmeler yapabilirim.
2 yorum:
Okurken dedim ki, eyvah öğretmenlik diyecek ve yıkılacağım.. Çünkü senin hislenmelerine benzetiyorum ya kendimkileri.. ben de sabit duramayanlardanım.. yoksa öğretmenlik kötü diye değil haşa! fıtrata uygun değil diye yani..
ama sonunda noktayı koydun seyahati ekleyince:)
ama ama ben ogretmenlige bayiliyorumm
Yorum Gönder