Bir şeyi çok istemek, yapmak için yeterli olamayabiliyor. Dikiş makinesi annemlerden döndüğünden beri yani ben ipliği iğneye geçirmeyi öğrenip 15 dakika da olsa pedala basıp düz bir dikiş dikebilme tecrübesi edindikten sonra bizim odada kutusunda bekledi de bekledi. Açmak tamam ama çocuklardan nasıl sakınmalı, 2 saatlik bir zaman nasıl yaratılabilmeli ? Stres altında bir şeyler yapmaya çalışmak ne işe yarar, gerginliğimi arttırmaktan başka.
Yunus babasıyla hasta ziyaretine gitti. Haydi makineyi açayım dedim, ama odanın ışığı feci. Taşıdım salona herşeyi. Mete meraklı meraklı peşimde. Koltuğu uzaklaştırdım masadan, pencereye ıyıce yaklaştım. Amaç Mete'nin koltuga çıkıp masaya ulaşmasını engellemekti. Mete de hemen bir sandalye çekti yanıbaşıma. Robotumu getirebilir miyim anne? diye sordu. Televizyonda İncredibles. Bir yandan filmle ilgili yorumlar yaptık. Bir yandan Mete bana dikişle ilgili sorular sordu. Beş dakikada bir babasıyla Yunus'un ne zaman geleceğini sordu. Amacım hobimle güzel vakit geçirmekti. Bense oğlumla sohbet edip, dikiş dikerek mükemmel zaman geçirdim.
Yabancı biri aman bunda bu kadar abartılacak ne var? diye düşünebilir, makineyi açmış, üç dört bez parçasını birbirine dikmişsin işte ! Yoo öyle değil, vallahi değil. Bildiğiniz gibi değil :)
İşte bu huzur dolu keyifli çalışmanın ürünleri. Benim ilk patchwork çalışmam. Ve tamamen plansız programsız :) bu parçalardan elimde başka yok. Ne yapılacakları belli değil. Renk kombinasyonu oluşturacak parçalar vs. yok ortada. Sadece ölçtüm, kestim, diktim. Çalışıyorum sade, öğreniyorum, emekliyorum. Ama söylüyorum acayip işler yapacağım :)) Hahhhayyyt.
Sonra evin küçük kuşu geldi. Uyumuş yolda, sersemliği geçince kumaşlarımı sağdan alıp sola dizdi. Makineyi kurcalamaya kalkışmadı. Bu çok ümit verici. Belki ben mesken edinirim o pencere kenarını. Belki ben dikerim orda kumaşları , hayallerimi... Belki dikerken beynimin içi çözülür, belki kararlar alırım en sağlıklı tarafından.



